Yeni Konu Gönder Yeni Yorum Gönder
 
Konuyu Oyla:
  • Toplam: 0 Oy - Ortalama: 0
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Bir kardeleni güncesi
Yazar Konu
bSm.. Çevrimdışı
ķλďŔŏŁu мдйŸąĶ
********
Kadrolu Manyak

Kadrolu Manyak


Üye Bilgileri
Kayıt Tarihi : Jul 2008
Mesaj Sayısı : 2,504
Kaçıncı Üye : 6641
İtibar Puanı: 136
Nerden: iStanbuL=)
Cinsiyet: Bayan
Rep Ver :

Ruh Halim
Neyizzz Bizzz??? | MaNYaĞıZZZ |
Yorum: #1
Bir kardeleni güncesi
Bir Kardelenin Güncesi

O gün,sırt sırta vermiş koca dağların en dip,en sert yamaçlarına sığınan,kışın sonu gelmez, karlı,fırtınalı günlerine talip,baharda dağdan-taştan kopup gelen hırçın sularla hırpalanan ve kaderine çaresiz razı o köyde almıştım haberi.Dünyayı köyümden ibaret bildiğim yaştayım henüz.Okul açılmış! Okula başlayacaktım o gün.!Kendi kaderine terk edilmiş,esmer yüzlü,boncuk gözlü, dokuz yaşında bir köy çocuğuydum ve adımı yeniden öğreniyordum.
O gün o haberle başlayan baş döndürücü ,bir o kadar da tutkulu bir yaşam akışında kaç kez öldüm,yeniden dirildim.Aşık oldum bir köylü çocuk masumiyetiyle,sonsuz bir sevgi besledim,saf,içten ve özlemle, ama ihtiraslara,yalan dünya sevmelerine yetmedi koca yüreğimdeki köylü çocuk hasretlikleri.Hep çocuk olmak istedim nedense ve çocukluğumdaki gibi Feridun öğretmenin o sevgi sözcükleri kokan elleriyle başım okşansın istedim durmadan...Tıpkı yükseklere yükseklere çıkıp önce Elek Dağ’ı,sonra Süphan ve en sonunda başı gökte Ağrı Dağı’nı izlemeyi düşlediğim gibi….Oysa şimdi bir köy öğretmeni olarak,aynı kaderleri paylaştığım bu köylü çocukların hoyrat gözlerinden her sabah sevinçle Karacadağ’ın en ıssız maviliklerinde doğuyor,sonra bir yaz akşamı Feridun öğretmenin ansızın sapsarı bir hasret olup her yanımızı yaktığı gibi Nemrut’un doruklarında dert olup,keder olup,yorgun başımı Anadolu’mun omuzlarına koyup kızılca bir güneş hüznüyle batıyorum ...Yaşamın bu kuytu derinliklerine bir yara gibi,su olup akarken bütün sorulara ve ufuklarda kayboluşuma ağlamaklı kalan gözlere şunu söyleyebiliyorum sadece, “ayrılık vakti geldiğinde durmak olmuyor nedense…..”

O gün haberi almıştım ve ben dokuz yaşında bir çocuktum.O gün haberi almıştım, yüzümde yağız bir esmerlik,ellerimde soğuk suların çatlak izleri,dudaklarımda yabani gevreklikler ,gözlerimde yitik hayaller, uzak,ulaşılmaz düşlerim yırtık cebimde ve umutlarım büyük adamların kıskacında, bakışlarım dilsiz bir renk olur,uzak dağ köyü ihtiyarları misali iki büklüm olur, çocuk olur da ağlarım.
Bir hayat serüveninin ilk kıvılcımları olarak yüreğimin bir yerinde biraz korku,biraz heyecan ve en çoğu da ürkek bir kır çocuğunun ipi kopmuş uçurtması olup; dağlardan, tepelerden ve mor menekşe başakları avuçlarımda eze eze vardığım dört duvar ,bir öğretmen taşı çocuktan , çocuğu taştan ibaret bir masalın en sancılı sayfasına …

Öğretmenimiz ilk defa köye atanmış, 30’lu yaşlarda, evli ve iki çocuk babası, Feridun ÖZMEN…İlk defa bir köy hayatına tanık oluyor.Hem de ilçeden 50 km uzaklıkta,elektriği olmayan,ulaşımı yılın ancak üç-dört ayında olabilen,o da 5/6 km’lik bir dağlık yolu yürüdükten sonra başka köye inip ancak ondan sonra yoldan korkunç bir müjde verir gibi, ansızın bir araç geçerse ilçeye gidilebilen bir yol…..Hele Ekim ayı başlarında başladı mı buralara kar yağmaya, o bitmek tükenmek bilmeyen çile, bu dört dağ arasına bir sığınak gibi yuvalanan bu köye, başka bir yerden ulaşabilmek ya da bu köyden başka bir yere varabilmek imkansızlığın ta kendisi oluyordu.Tam kurtsever mevsimiydi burası ve yollarda kurarlardı ölüm tuzaklarını. Kaç can bilirim baharını yaşamadan aç kurtlara yem olan ,kaç hayat bilirim sevdasına doymadan çığ altında haykırışlara boğulan.İşte ben,harıl harıl akan bu hengamenin içinde masum bir çocuktum,daha dokuz yaşında.
Her tarafı birer beyaz örtü gibi saran çocukluğumuzun bu sonu gelmez ıstırabı kar,başkaları için saflığın, arınmanın diğer adıysa, payımıza hep hasret düşerdi,hep acı hep dert,hep uzun kış gecelerinin bizi eve hapsetme sebebiydi.Ya da ,hastalarımız için korkunç bir kabus ve imkansızlıktan ölenlerin eceliydi..
İşte öğretmenimiz Feridun bey, daha gencecik yaşında,hiç düşünmeden,bu ha var ha yok tadında,çaresizlikler içinde kendi varlığıyla boğuşan köye, başka dünyalar vaadeden bu yaşam savaşına ,yalın kılıç dalıyordu.

Gün sabahın ilk ışıkları,evde annemin sıcak çayı içimi ısıtırken,bir yandan dil bilmezliğimin tuhaf korkusu,diğer yandan, ilk kez tadına varacağım bir heyecan,bir coşku, içimi bir yara gibi kemiren kocaman bir merakın tarif edilemez duyguları içindeyim.
Üzerimde ne defter,kalem ne de,ne işe yaradığını bile daha bilemediğim sırtımda çanta dedikleri. Sadece yüzümde bin bir yara kabuğu,soğuğa karşı koyabilecek takati bile olmayan yamalı giysilerim..Çırılçıplağım vesselam.Okul dedikleri ve ismini de henüz “mektep” olarak bildiğim yere, önce koşar adımlarla ,sonra okula yaklaştıkça -belki de yıllar sonra öğretmen olarak atandığım ve aynı kaderi paylaşan uzak bir köy okuluna yaklaştığım gibi- adımlarım giderek ağırlaşıyordu. Attığım her adımda,adeta tüm yaşantımdan kopup,yepyeni bir dünyaya,o kalın kar tabakasını yırta yırta,bahara ilk merhaba diyen,seyrine doyamadığım kardelen oluveriyordum birden.Sanki onca yıl sonra,aynı tutkuya,aynı heyecan ve kalabalıklar içindeki yalnızlığımın başlangıcına götürüyordu beni,benden habersizdi ayaklarım. Masalı bölünmüş mutsuz bir çocuk oluyordum durduk yerde ve içimi bir ürperti alıyordu nedense.Hani bir reddedilişle,teslim alınışın kesiştiği noktada,insan kar gibi eriyip,rüzgar gibi savrulur ya zamansız, işte öyle zamansız,yönsüz ve bir o kadar da sessiz oluyordum kan ter içinde….
Birden vazgeçiyorum koşmaktan,vazgeçiyorum çocuk olmaktan, çocuklara umut olmaktan. Vazgeçiyorum ansızın koşar adım varmak istediğim yere.
Okul dedikleri,içinde acaba neler vardı,öğretmen dedikleri kim?,Nasıl biri? Yer mi? İçer mi? Konuşsam anlar mı?Alıp başımı kaçsam kızar mı ha! Sorular….sorular ve yanıtını bulamayan çocukluğumun anlamları.Kısa bir bekleyişten sonra son bulacak, öğreneceğim hepsini ve durulayacağım düşüncelerimin üstüne çöken soru bulutlarını .
Sanırım “O” idi ; yüreğimin en derin çatlaklarına sıcak heyecanlar oluk oluk akarken , merdivenlerden hızla çıkıp bize bir şeyler söyleyen beyaz önlüklü genç.Ne dediğini bilmiyorduk , beyninin içinden geçenleri tahmin bile edemeden çamurunda korkular yatan bir his yığını içerisinde sadece bekliyorduk .O sırada askerde öğrenebildiği kadar Türkçesiyle, köyümüzden biri “O” na doğru yöneldi ve öğretmenin bizleri içeri almak istediğini söyledi.Kapı açıldı hep birlikte sınıfa girdiğimizde, hayalimde süsleye süsleye bitiremediğim bu okulda,kocaman bir hayal kırıklığıyla sarsıldım o an..Meğer sınıf dedikleri ,bizim dört duvardan ibaret toprak damlı odalarımızdan tek farkı, zemin ve tavanının betondan oluşuymuş.Ben evimi daha çok sevmiştim,çünkü evde üşümüyordum.
Öğretmen teker teker isimlerimizi sormaya başladı,ama çoğumuz ismimizden başka bir de soyadlarımızın olduğunu öğrendik ilk kez ve ilk gün öğrendiklerimizin toplamıydı bu.Ama kırık,acemi ve soyadımın bile ne olduğunu hiç merak etmeden gelmiştim dokuz yaşıma.Bilememezlikten değil,fukaralıktan, okulsuzluktan ve bir başına bırakılmışlıktandı bu.
Her şeyden önce Türkçe öğrenmeliydik. Öğretmenimiz dışarıda, çevrede bulduğu ne varsa toplar, sınıfa getirir ve birer birer havaya kaldırarak “Çocuklar bu nedir?” diye sorar, biz hep bir ağızdan ve çocukça “taş”,çubuk”,”toprak” vb. der , bir yılın sonunda ancak derdimizi anlatabilecek kadar Türkçe öğrenirdik.İkinci yılda okuma yazma ve üçüncü yılda en delikanlı problemleri bile çözmeye başlamıştık artık.
Yayla mevsimi bitmiş,doyasıya yükseklerden seyrettiğimiz “Ağrı Dağı’nın o büyüleyici gizemini yüreğimize kazımış, yaşadığımızı sandığımız aşklar gibi hep çabucak biten bir yaz mevsimini daha geride bırakmıştık.Birbirimize söz vermiştik,bu koca dağ, yerinde kalacak,biz biraz daha büyüyerek ve belki de allı-yeşilli yurdumdaki önemini,yüksekliğini ve niye buralara konduğunu da sevgili öğretmenimizden öğrenerek geleceğiz demiştik başka baharda…
Evimizi sırtımıza alıp tekrar yollara düştüğümüz ve buraya döneceğimiz güne değin belleklerimizde saklı tutmuştuk,gizemli,büyüleyici seyirleri.. Köye dönüş artık bayramdır bizim için , çünkü yayla hayatı zordur,insafsız ve en derin ayrılıklara gebedir.Ansızın boşalan bulutların iliklerimize değin içimize işlediği ıslaklıktır çekilmez..Serin serin esen deli rüzgar, bütün yağız köylü çocukların olduğu gibi,benim de esmerleşen tenimde ve yüzümde bıraktığı derin izlerin tek müsebbibidir.Esmerim,çocuğum ve yağız,daha dokuzunda, omuzlarında dünyanın bütün yükleri,içindeki çocuğu çoktan yitirmiş,kavga seslerine karışan oyunlarım, büyüklerin insaflarında hep tutsaktır, hep gizli-saklı…
Okul vakti de yaklaştı artık, çocuksu yanımız eksik ve oyunlarımız ceplerimizde sır gibi çalıntıdır,okul olmayınca.
Babam içeri girdi ,üzgün ve sesinde derin bir keder ,
“İbrahim oğlum, biliyor musun? Feridun öğretmeninizin tayini çıkmış.O buraya bir daha gelmeyecek artık.”dedi.
İlk kez bir ayrılık yaşıyordum böyle derinden ve bir daha onu görememenin verdiği acı,bir de o katlanamaz dedikleri bütün zorluklara göğüs gererek belleğimde edindiği yerde, alev alev bir ateş kıvılcımlanıyordu şimdi.
“İyi de beş-on gün sonra okul açılacaktı hani “dedim.
“Oğlum biraz önce muhtar söyledi,Feridun öğretmen mektup göndermiş, gelemeyeceğini, kendisini beklemememiz gerektiğini yazmış”,dedi.Oradan hızlıca kalktım,bir duvar dibinde boynu bükük,hasretlik çektim.Çocuktum çünkü, güzel çarpan yürekler görmemiştik bu yaşımızda,sevgi sözcüklerine de git gide alışıyorduk,hoyratlığımızın masum ve çocuksu olduğunu öğrenmiştik ondan.Dahası,sevilmiş hor görülmemiştik..Çocukluk yaşamımızın tek okunaklı yeriydi alnımızda öğretmenimizin bıraktığı iz ve yüreklerimizde yokluğunda ansızın beliren soğuk ve simsiyah bir his..
O yıl iki dağ arasında kıvrıla kıvrıla uzayan bir yolda,gözümüzün alabildiğince bir yol gözledik hep.Ama yoktu gelen ,yoktu bu çocukluk ömrümüze bir mum misali erime pahasına aydınlık veren..O yıl boşa gitmiş,daha varlığına doyamadığımız okul, kapalı kalmıştı.Feridun öğretmenin tadı damağımızda kalan günleri ,daha çocuk yaşımızda hasret ve özlemler çektirmişti bize.

Ve bu gün . . . Radyomun cılız sesine sarılıp köhne lojmanıma usulca sokulan gün ışığıyla uyanarak bakıyorum demir penceremden soğuk taş mektebime,dilime dolanan bir kaç mısra,şiir olup dökülürüm.Benim adım “Feridun”diyorum,“Feridun” mu dedim;hayır“İbrahim Öğretmen ”Feridun gibi ve O’na benzeyen binlercesi .

öğretmenime mektup-sana öyle hasretim ki!

İte kalka geldiğim dokuz yaşıma,
Bir de aldılar beni koydular kalabalık ,
Daracık, bir dünyaya.

Ağladığım oldu bazen,
Bazen de kaçmalarım,
Yere yapışık pencereden,
Nasılda seviniyordum,
Öğretmenim görmüyor diye.

Halbuki yanılıyormuşum,
Küçükmüşüm, seviliyormuşum ,
Bu yüzden kaçabiliyormuşum.

Hani ağlamayayım diye saçlarımı okşuyordun,
Yetmiyordu bir de yara-bere içindeki yanaklarıma,
Birer öpücük konduruyordun ya,
İşte onun için seviyordum seni,öğretmenim,küçük yüreğimle…….

Önce okulun;“çok kardeşli evim” olduğunu öğrettin bana,
Sonra“A”nın bir ev,“B”nin ise şişman bir adam olduğunu,
Ne kadar da komiğime giderdi,
Güler güler dururdum.

Bana sen öğrettin, oyun oynamayı,
Açıp bir kitabı okumayı,
Bir de gördüğüm her yere,her şeye sevgiyle bakmayı.
Hele o okumayı söktüğüm bir an vardı/unutamadığım
Daha çok sevmiştin beni / biliyorum.

Sevgili öğretmenim, biliyor musun?
Şimdi ben de bir öğretmenim,
Tıpkı sen gibi.
Aynı sen gibi seviyorum herkesi, her şeyi,her yeri…
Bir de, olur-olmaz yerde, türkü söylerim halime.
Sana öyle hasretim ki bir bilsen,
gelmez dile.............
İbrahim KAYA

[Resim: cof-logo.gif]


Qцз3Й
؃
†ђ3

*ďĄmйзĎ
*
(Bu konu en son: 20-08-2008 Tarihinde, Saat: 06:29 PM düzenlenmiştir. Düzenleyen: bSm...)
19-08-2008 11:54 PM
Tüm Mesajlarına Bak Alıntı ile Cevapla
AdMiN Çevrimdışı
SiTeNiN DaYıSı
***********
Forum Sahibi

Forum Sahibi


Üye Bilgileri
Kayıt Tarihi : Aug 2006
Mesaj Sayısı : 6,401
Kaçıncı Üye : 1
İtibar Puanı: 257
Nerden: Türkiye
Cinsiyet: Erkek
Rep Ver :

Ruh Halim
Cesaretli
Neyizzz Bizzz??? | MaNYaĞıZZZ |
Yorum: #2
RE: Bir kardeleni güncesi
emeğine sağlık

Bazen yeğen...
20-08-2008 02:07 PM
Web Sitesini Ziyaret Et Tüm Mesajlarına Bak Alıntı ile Cevapla
$_GoKe_$ Çevrimdışı
NaPoLYoN
*****
Onursal Üye

Onursal Üye


Üye Bilgileri
Kayıt Tarihi : Apr 2008
Mesaj Sayısı : 7,702
Kaçıncı Üye : 5540
İtibar Puanı: 419
Nerden: İ$TaNBuL
Cinsiyet: Erkek
Rep Ver :

Ruh Halim
Kustah
Neyizzz Bizzz??? | MaNYaĞıZZZ |
Yorum: #3
RE: Bir kardeleni güncesi
eline sağlık

[Resim: ctlm5wybvm.jpg]

▂ ▃ ▄ ▅ ▆ ▇ █ İ$TaNBuL █ ▇ ▆ ▅ ▄ ▃ ▂
14-10-2008 02:39 PM
Tüm Mesajlarına Bak Alıntı ile Cevapla
Kı$_GüNe$i İzinli
...
********
Kadrolu Manyak

Kadrolu Manyak


Üye Bilgileri
Kayıt Tarihi : Sep 2008
Mesaj Sayısı : 7,453
Kaçıncı Üye : 7381
İtibar Puanı: 179
Nerden: 
Cinsiyet: Bayan
Rep Ver :

Ruh Halim
Oylesine
Neyizzz Bizzz??? | MaNYaĞıZZZ |
Yorum: #4
RE: Bir kardeleni güncesi
emeğine sağlık...
19-10-2008 06:34 PM
Tüm Mesajlarına Bak Alıntı ile Cevapla
nisan Çevrimdışı
Kadrolu Manyak
********
Kadrolu Manyak

Kadrolu Manyak


Üye Bilgileri
Kayıt Tarihi : Feb 2009
Mesaj Sayısı : 1,223
Kaçıncı Üye : 9075
İtibar Puanı: 51
Nerden: heryerden
Cinsiyet: Bayan
Rep Ver :

Ruh Halim
Mutlu
Neyizzz Bizzz??? | MaNYaĞıZZZ |
Yorum: #5
RE: Bir kardeleni güncesi
emegıne salık11

''Sana ihtiyacım var, geL ! '' diyebiLmekmi$ güçLü oLmak,
Sana ''git'' dediğimde anLadım..
Biri sana ''git'' dediğinde, ''kaLmak istiyorum'' diyebiLmekmiş sevmek,
Git dedikLerinde gittiğimde anLadım..


Bir insanı herhangi biri kırabiLir,ama bir tek en çok sevdiği, acıtabiLirmi$,
Çok acıttığında anladım..
07-02-2009 08:10 AM
Tüm Mesajlarına Bak Alıntı ile Cevapla
Yeni Konu Gönder Yeni Yorum Gönder


Hızlı Menü:


Şu anda bu konuyu okuyanlar: 1 Ziyaretçi